Tasarım Etiği ve Hukuku - Sorularla Öğrenelim

Ünite 1

Soru: Etik ile ahlak arasındaki farklar nelerdir?

Cevap: Toplumun benimsediği değer normları olan ahlak, değerler arasında bir hiyerarşi belirler. Neyin değer olduğunu belirlemeye çalışan etik ise değerler arasında bir hiyerarşi kurmaz; ahlaki değerleri bilimsel olarak inceler ve onların gerçekten ahlaki değer olup olmadıklarını anlamaya çalışır. Ahlak, insanların belirli durumlarda nasıl davranacaklarına ilişkin toplumsal uzlaşmalar sağlar; bu özelliği ile ahlak, toplumun sürekliliğine katkıda bulunmaktadır. Etik değerler, evrensel değerlerdir. Dürüstlük, yardımseverlik, doğruluk, adaletli olmak, sadakat, yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, cana kıymamak gibi genel geçer ve dünyanın her yerinde geçerli değerler söz konusu olmaktadır. Dünyanın hemen her yerinde etik değerler ortaktır ve kişiler arasında da farklılık göstermez. Buna karşın ahlak ise her toplumda değişebilecek gelenekler, alışkanlıklar, töreler, örf-adetler, tabular, yaşam biçimi gibi tutum ve davranışlar, ahlaki değerlerimizi şekillendirmektedir. Etik birincil olarak bilmekle ilgili iken, ahlak yapmakla ilgilidir. Ahlak kuralları toplumsal, etik ilkeler ise evrenseldir. Etik ahlakı kapsar ve inceler. Ahlaki kurallar özneldir, etik ilkeler nesneldir. Ahlaki kurallar zamana ve yere göre değişebilir. Ahlakta kişisel davranış kuralları ön plandadır. Ahlaki kurallar özneldir, etik ilkeler ise nesnel ve rasyoneldir. Etik ahlaka göre daha geniş kapsamlıdır.


Soru: Etik ile ilişkili kavramlar nelerdir?

Cevap: Değerler, felsefe, ahlak, etik, erdem, hukuktur.


Soru: Değerler kaç sınıfa ayrılmaktadır?

Cevap: Değerler 1. hazcı değerler (olumlu: haz, olumsuz: acı), 2. bilgi değerleri (olumlu: doğru, olumsuz: yanlış), 3. ahlaksal değerler (olumlu: iyi, olumsuz: kötü), 4. estetik değerler (olumlu: güzel, olumsuz: çirkin), dinsel değerler (olumlu: sevap, olumsuz: günah) olarak sınıflandırılmaktadır


Soru: Belli bir toplumun belli bir dönemde bireysel ve toplumsal davranış kurallarını saptayan ve inceleyen bilim nedir?

Cevap: Ahlak


Soru: Dürüstlük, adalet, saygı, bilgelik, cesaret, sevgi, güven gibi övülen kişi niteliklerinin genel adı nedir?

Cevap: Erdem


Soru: Ahlak ile hukuk arasında ortaklıklar nelerdir?

Cevap: Ortaklıklar arasında her ikisinin de insanların birbiri ile yaşamalarındaki zorunluluğun bir sonucu olarak oluşan toplumsal yaşam içerisinde var olmaları sayılabilir. Her ikisi de kurallar bütünü olarak değerlendirilmektedir. Her ikisi de dayandıkları ilkeler bakımından normatiftir. Bir diğer ortak yön ise her ikisi de tarihsel süreç içerisinde değişebilirlik özelliğine sahiptir


Soru: Ahlak ile hukuku birbirinden ayıran özellikler nelerdir?

Cevap: Ahlak ve hukuk arasındaki temel ayrım ise ahlak kuralları, toplumu oluşturan bireylerin ortak yaşayışlarında benimsedikleri örf, âdet, gelenek, görenek vb. yoluyla oluşmuş, bununla beraber bireysel irade, seçim ve tercih yoluyla da ortaya konulmuş kurallardır. Ahlak kuralları, toplu yaşamda uyulması zorunlu olan kurallardır. Bu kurallara uyulmadığında ayıplama, kınama, gruptan dışlanma gibi tepkilerle karşılaşılabilir. Buna karşın hukuk kuralları kişilerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini genel olarak düzenler ve kurallara aykırı davranışların devlet tarafından somut ve maddi yaptırımları vardır. Diğer bir deyişle hukuk kuralları devlet gücü ile sağlanmış yaptırımlardır. Ahlak kuralları, bireylerin kendisine ve içinde bulunduğu topluma karşı yükümlülüklerini barındırırken, hukuk kuralları kişinin diğer kişilere karşı yükümlülüklerini ortaya koymaktadır.


Soru: Etik ile hukuk arasındaki ilişki nasıldır?

Cevap: Etik, zaman zaman hukuk ile yakından ilişkilidir. Her iki alan da insanların davranış normları ile ilgilenmektedir. Her ikisi de kendine özgü yöntemlerle kabul edilmeyen insan davranışlarına yaptırımlar getirmektedir. Toplumda var olan etik değerler zaman içerisinde hukuki kurallar hâline gelebilir. Her ikisinde de kaynak toplumun kendi değerleridir. Etik ilkeler hukuk kuralları değerlendirilmesinde yol göstermektedir. Örneğin bir cana kıyma eylemi ya da hırsızlık olayı her iki alan için de istenmeyen kötü insan davranışlarıdır


Soru: Etik ilkeler ile hukuk kuralları arasındaki farklılıklar nelerdir?

Cevap: Etik sıklıkla yasalardan daha yüksek davranış standartları belirler. Yasalar yani hukuk kuralları ülkeden ülkeye önemli derecede değişiklik gösterebilirken, etik tüm ülkeler için geçerli tüm değerlere kaynaklık eder. Bu yüzden etik ilkeler ile hukuk kuralları her zaman birbiriyle örtüşmeyebilir. Hukuk kuralları yazılı kurallardır ve kişileri “zorunlu” kılar. Etik ilkeler ise yazılı olmayan normlardır ve “gereklilik” bağlamında şekil alır. Hukuk kurallar bazı durumlarda yürürlükten kalkar ve uygulanmaz, ancak etik ilkeler zamanla değişikliğe uğramaz. Hukuk kurallarında kişinin dışa yansıyan davranışları esas alınırken etik ilkelerde kişinin hem içsel hem de dış dünyaya yansıyan davranışları esas alınmaktadır. Her ikisinde de kurallara ve ilkelere aykırı davranılması hâlinde yaptırımlar söz konusu olmaktadır.


Soru: Etik kuram tanımı nedir?

Cevap: Etik kuram, etik olguyu ya da etik sorunu ele almada bir hareket noktası sağlayan, etik olgu ya da sorunları aydınlatmada nereye ya da nerelere, hangi temel kabul ya da ilkelere bakılacağının dile getiren bilgi kümeleri ya da bilgiye dayalı görüşlerdir


Soru: Etik kuramların işlevleri nelerdir?

Cevap: Etik kuramların işlevleri arasında etik karar vermeye dayanak oluşturmak, etik kodlar oluşturulmasına yol göstermek, etik değerlendirme yapmayı olanaklı hâle getirmek, insan davranışlarına yönelik iyi-kötü tanımı yapmak yer almaktadır


Soru: İnsan eylemlerinin iyi olmasında veya iyiye evrilmesinde ölçüt niteliği taşıyan ve bu bağlamda yol gösterici bir unsur hâlini alan önerilere ne denir?

Cevap: Etik ilke


Soru: Etik karar verme basamakları nelerdir?

Cevap: Etik karar verme basamakları: • Problemi (sorunu) tanımlama • Etik yönden inceleme/değerlendirme • Seçenekleri belirleme • Sonuçları inceleme • Eyleme karar verme • Sonuçları değerlendirme


Soru: Etik sorunların özellikleri nelerdir?

Cevap: Etik sorunların özellikleri; • Seçimlerin mutlak doğru ya da yanlış olmaması, • Seçimlerin istenmedik sonuçlara yol açabilmesi, • Seçimlerin insan ve toplum ilişkileri üzerine dolaylı etkilerinin olması, • Herhangi bir sorunun çözümünde istenmedik seçimlerin söz konusu olması, • Sorunun bilinmesine rağmen, çeşitli nedenlerden dolayı çözüm yolunun seçilememesi olarak sıralanabilir


Soru: Etik sorun türleri nelerdir?

Cevap: Etik sorunlar; etik ihlal, ahlaki belirsizlik, ahlaki öfke, ahlaki sıkıntı, etik ikilem, vicdani ret olarak sınıflandırılabilir.


Soru: Meslek etiği nedir?

Cevap: Meslek etiği, “belirli bir meslek grubunun, mesleğe ilişkin faaliyetlerini sürdürürken ahlaki ve mesleki ilkelere göre hareket etme disiplini” olarak tanımlanabilir. Meslek etiği, “meslek üyelerine uymaları gereken ilkeleri gösteren, onları belli bir şekilde davranmaya zorlayan, yetersiz ve ilkesiz üyeleri meslekten dışlayan; meslek içi rekabeti düzenleyen ve hizmet standartlarını korumayı amaçlayan mesleki ilkeler bütünü” olarak da tanımlanmaktadır.


Soru: Meslek etiği kodları nasıl belirlenmektedir?

Cevap: Meslek etiği kodları uluslararası kurumların ve uluslararası meslek örgütlerinin belirlediği ilkeler çerçevesinde şekillenmektedir. Meslek etiği kodları ulusal düzeyde de bazı resmi yazılı belgelerle ortaya koyulabilmektedir.


Soru: Bir davranışın, belirli bir veya birkaç ilkeye/kurala, şüpheye düşürmeyecek şekilde ters düşmesi biçiminde tanımlanması nedir?

Cevap: Etik ihlal


Soru: Vicdani ret nedir?

Cevap: Vicdani ret, bir kişinin etik değerler, dinsel inanışlar, ideolojik bağlılıklar gibi çeşitli unsurlar nedeniyle yasal olarak kendisine yüklenmiş bir zorunluluğu ya da bir görevi yerine getirmekten kaçınması anlamındadır


Soru: Ahlaki öfke nasıl tanımlanır?

Cevap: Ahlaki öfke, söz konusu olduğunda birey ahlaki olmayan eyleme katılmaz, dolayısı ile sorumluluk almaz, ancak ahlaki olmayan durumu önlemek için eylemde bulunamadığında adaletsiz olduğunu düşündüğü eyleme karşı duygusal olarak öfke duymasıdır


Ünite 2

Soru: “Duygu ve düşünceleri göze ve gönüle hitap edecek şekilde söz, yazı, resim, heykel vb. ile ifade etme konusundaki yaratıcılığa ne denir?

Cevap: Sanat


Soru: Yedi özgür sanat neleri içermektedir?

Cevap: Yedi özgür sanat (ya da yedi liberal sanat, Lat. septem artes liberales), antikçağ okul ve eğitim dünyasında öğretilen çeşitli bilim ve sanat alanlarını belirtir. Gramer, mantık, retorik, geometri, aritmetik, müzik, gökbilim


Soru: Sanat dallarının sınıflandırılması nasıldır?

Cevap: İşitsel (fonetik) sanatlar, Görsel (plastik) sanatlar, dramatik (ritmik karma) sanatlar


Soru: Endüstri devrimi, toplumsal yaşamın üzerinde ne kadar etkili olmuş ise sanat alanında da o kadar etkili olmuş sanayi ürünü kullanım nesnelerinin artması ile bağımsız sanatçılar bu nesneleri birer sanat aracı olarak kullanmayı tartışmaya başlamışlardır. Bu fikir ilk olarak kim tarafından ortaya atılmıştır.

Cevap: Bu fikir ilk olarak 1915 Post Modern Sanatçı Marcel Duchamp tarafından ortaya atılmıştır


Soru: Özgün yaratım için gerekli olan koşullar nelerdir?

Cevap: Bu özgün yaratım için gerekli olan koşulları Sıtkı Erinç iki gruba ayırmaktadır, bunlardan birincisi dış koşullar ki bunlar; konu sosyo-kültürel ortam, sanatçının bağlı olduğu etik ilkeler ve konudur. İkincisi ise iç koşullardır ki bunlar ise biçim, içerik ve özdür


Soru: özgün yaratım için gerekli olan dış koşullardan sanatçının bağlı olduğu Etik ilkeler nasıl tanımlanmaktadır?

Cevap: Sanatçının bağlı olduğu Etik ilkeler: Etiği sosyo-kültürel ortamdan ayırmak zordur. Ancak sanatçıyı topluma yol gösteren, toplumun öncüsü yapan da bu etik ilkelerdir. Sanatçı her ne kadar içinde bulunduğu toplumun ilkelerini bilse de bu ilkelere körü körüne bağlı kalmaktansa reformist bir yaklaşım sergilemelidir. Eleştirmeli ve yorumlanmalıdır. Bütün bu yaklaşımlar bir toplumun sosyo-kültürel gelişimi için gerekli davranış biçimleridir. Bazı durumlarda bu davranışlar anarşizm olarak algılanır sanatçı ve eserleri refüze (reddetmek) edilebilir, bazen de bu yaklaşımlar reformist olarak algılanır, sanatçı ve eserleri toplum içinde yerini alır.


Soru: Bir sanat eserinin hangi sanat alanına dahil olduğunu belirleyen iç koşul nedir?

Cevap: Biçim


Soru: Sanatta etik değerler karşıt iki felsefi görüş ile değerlendirilmektedir. Bunlar nelerdir?

Cevap: Sanatta etik değerler karşıt iki felsefi görüş ile değerlendirilmektedir. Ahlakçılık (moral) ve özerkçilik (otonomizm).


Soru: Sanatta etik değerlerin değerlendirilmesinden kullanılan ahlakçı görüş nedir?

Cevap: Ahlakçı görüş, sanat eserinin estetik değerinden çok toplumsal olarak nasıl algılandığı ve ahlaki değer yargılarına ne kadar uyduğu ile ilgilenir.


Soru: Sanatta etik değerler karşıt iki felsefi görüş ile değerlendirilmektedir. Ahlakçılık (moral) ve özerkçilik (otonomizm).Bu görüşlerden biri olan özerkçi görüş ahlakçı görüşten ayıran özellikler nelerdir?

Cevap: Özerkçi görüş ise ahlaki değerlerin sanat uygulanmasının veya sanatı yönlendirmesinin uygunsuz olduğunu savunmaktadır. Bu değerlere göre sanat yalnızca estetik değerlere göre ölçülmelidir


Soru: Sanatta Özgünlük kavramı nasıl tanımlanmaktadır?

Cevap: Sanata etiğine diğer bir açıdan bakıldığında ise Özgünlük bir başka kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. “Yoktan var eden müellif” ifadesini tanımlayan kavramlar ise şunlardır. Özgünlük kavramı; tasarım epistemolojisindeki temel işlevi, tasarlama eylemini bir yaratma olarak tarifliye bilmektir. Özgünlük bir diğer açılımı ile biricik olma durumudur. Sanat çalışmasının maddi ve manevi hakları Etik insan eylemlerinin üzerinde değer yargıları üretmenin sistematik bir yolu olarak düşünebiliriz.


Soru: Tasarım kavramı gelişmelerin zorlaması ile birçok alanda temel unsur hâline gelmiştir ve ayrı bir sanat dalına dönüşmüştür. Yaşanan bu gelişme ve devrim nedir?

Cevap: Endüstri devrimi ile birlikte Tasarım kavramı Endüstriyel gelişmelerin zorlaması ile birçok alanda temel unsur hâline gelmiştir ve ayrı bir sanat dalına dönüşmüştür.


Soru: Bauhaus nasıl bir okuldur ve önemi nedir?

Cevap: Bauhaus, 20. yüzyıl da mimari, tasarım, sanat alanında yeni akımlar yaratmış bir okuldur. Tasarım tarihinde önemli bir dönüm noktasının yaşanmasına neden olmuştur. Avustralyalı Tasarımcı ve eğitimci Papanek (2006) Bauhaus’un sanayi ve eğitimde işbirliği idealinden bahsederken tasarıma yaklaşımını “araç ve malzeme arasındaki etkileşim deneyimi” şeklinde yorumlamıştır.


Soru: Dadaizm nedir?

Cevap: Dada, Dadaizm veya Dadacılık, I. dünya savaşı yıllarında Avrupa’da başlamış sanat akımı. Savaşın barbarlığına, hayatın entellektüel katılığına ve erotizme karşı durmuş bir akımdır.


Soru: Tasarlama Eyleminin Bileşenleri nelerdir?

Cevap: Düşünce (Sezgisel-Sistematik)
Süreç (Kişisel-Organizasyonel)
Strüktür (Geometrik-Organik)
Strateji (Doğrusal-Döngüsel)
Yaklaşımlar (Tümdengelim-Tümevarım)


Soru: Tasarımın programlanmasında dikkat edilmesi gereken aşamalar nelerdir?

Cevap: Tasarımın Programlanması 1. Bilgi toplama safhası. Konuyla ilgili araştırmaların yapılarak bilgi toplanması. 2. Ön çalışma programlanması ve geliştirilmesi. 3. Kullanıcı/iş veren ile ön tasarım programının görüşülmesi. 4. Tasarım programının hazırlanması. 5. İşlev (Fonksiyon) analizi.


Soru: Nesnenin estetik açıdan bütünlüğünü sağlayan temel unsurlar nelerdir?

Cevap: Deng, Ritim, Bütünlük, Birlik, Uygunluk, Düzen, Açıklık, Kurallılık, Yalınlık


Soru: Ching bir tasarım nesnesinin plastik ve görsel biçimleniş analizini yapabilmek için, biçimlenmesindeki temel etkenleri somut ve soyut veriler olmak üzere iki gruba ayırmıştır. Bunlar nelerdir?

Cevap: Somut Veriler: İşlev , Form (estetik), Teknolojik (çatkı ve malzeme)
Soyut Veriler Anlamsal (konsept) Simgesel-Sembolik


Soru: Grafik tasarımcıların mesleki sorumluluklarının ve tasarım önceliklerinin tartışılmasına önayak olan önemli bir adım olan manifesto nedir?

Cevap: “First Things First” (Önce Öncelikler) Manifestosu, 1963 yılında Ken Garland tarafından kaleme alınan ve 20 tasarımcının altına imza attığı, 1964’te ilk kez The Guardian gazetesinde yayımlanan manifesto, grafik tasarımcıların mesleki sorumluluklarının ve tasarım önceliklerinin tartışılmasına önayak olan önemli bir adımdır.


Soru: Dünyanın globalleşmesi üzerinden tasarım ürünlerinin bir ticari meta olarak farklı kültürlere dayatılması konusunu eleştirmekte ve ürünlerin ancak bulunduğu kültürlerin ihtiyaçlarında doğabileceğini ve o kültürde anlam bulacağını savunmakta olan kavram nedir?

Cevap: Tedbirlilik


Ünite 3

Soru: İnsanları diğer canlılardan ayıran en önemli özellik nedir?

Cevap: İnsanları diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, düşünebilmeleridir. İnsanoğlunun bütün eylemleri düşünceleriyle şekillenmektedir. Düşüncelerin sonucu ortaya çıkan fikirlerin pek çok alanda ürünlere dönüşmesi mümkündür. İnsanın iç aleminde düşünme eylemiyle meydana gelen fikirlerin dış aleme yansımasıyla ortaya çıkan fikrî ürünler, fikrî mülkiyet alanının temel ögesidir.


Soru: Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’te hak kavramını nasıl tanımlamaktadır?

Cevap: Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’te “hak” kavramı “doğru, gerçek, adaletli davranma, adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç; dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk; emek karşılığı ücret, pay; verilmiş emekten doğan manevi yetki” olarak tanımlanmaktadır (https://sozluk.gov.tr).


Soru: Hukuk bilimi açısından hak kavramı nasıl tanımlanmaktadır?

Cevap: Hukuk Bilimi açısından hak, kişilerin hukuk düzeni tarafından korunmaya değer bulunmuş menfaatleri, hukuk kurallarının kişilere tanıdığı ve kişileri koruduğu yetkiler şeklinde genel olarak tanımlanabilir. Hak, hukuk ile ilgili en temel kavramlardan biridir. Haklar, farklı kriterlere göre sınıflandırılabilir. Örneğin içeriklerine göre Hakimiyet Hakları, Kişilik Hakları, Talep Hakları, Yenilik Doğuran Haklar vb. olarak sınıflandırılabilmektedir.


Soru: Fikrî mülkiyet hakkı ne anlama gelmektedir?

Cevap: Fikrî mülkiyet hakkı, kişilerin fikrî gayretleri ve emekleri ile ortaya çıkardıkları fikri ürünler için kendilerine sağlanan haklardır. Fikri ürün soyuttur, maddi bir eşya değildir. Çoğu durumda bir Fikrî Mülkiyet Hakları Genel Çerçevesi 3 araç (eşya) üzerinde somutlaşır. Ancak, fikrî ürün ile ürünün üzerinde somutlaştığı madde (eşya) birbirinden farklıdır. Örneğin bir heykelde fikrî ürün, bronz, tahta veya mermer değil, maddeyi şekillendiren düşünce, yaratıcı fikrî çalışma ve bu fikrî faaliyetin ortaya koyduğu sonuçtur (Tekinalp, 2005:6).


Soru: Fikrî mülkiyet haklarında geçerli olan temel ilkeler nelerdir?

Cevap: Fikrî mülkiyet haklarında geçerli olan temel ilkeler tescil ilkesi ve ülkesellik ilkesidir.


Soru: Ülkemizdeki marka, patent, faydalı model ve tasarım hakları tescil başvurusu nereye başvuru yapılarak başlatılır?

Cevap: Ülkemizde marka, patent, faydalı model ve tasarım hakları Türk Patent ve Marka Kurumuna tescil başvurusu yapılarak başlatılır.


Soru: Ülkesellik ilkesi ne anlama gelmektedir?

Cevap: Ülkesellik ilkesi, korunmak istenilen tescilli hakkın sadece tescil yapılan ülkede korunacağı anlamına gelir. Bu nedenle koruma talep edilen ülkelerde tescil yapılması gerekmektedir. Çünkü bir ülkede yapılan marka, patent, faydalı model, tasarım tescili başka ülkelerde geçerli değildir. Ülkesellik ilkesi gereği, her ülke fikrî mülkiyet haklarını kendi ülkelerinin sınırları içinde korur.


Soru: Patent nedir?

Cevap: Patent, bir buluş için verilen münhasır bir haktır. Genel olarak bir patent, patent sahibine buluşun başkaları tarafından kullanılıp kullanılamayacağına karar verme hakkı sağlar. Bu hak karşılığında patent sahibi, buluşla ilgili teknik bilgileri yayınlanan
patent belgesinde kamuya açık hâle getirir (https://www.wipo.int/about-ip/en/).


Soru: Faydalı model ne anlama gelmektedir?

Cevap: Faydalı modeller, patentlere benzer şekilde, hak sahiplerinin rızası olmadan başkalarının korunan buluşları ticari olarak kullanmasını önlemek için sınırlı bir münhasır hak vererek yeni teknik buluşları korur. Koruma elde etmek için bir başvuru yapılmalı ve bir faydalı model verilmelidir. Bazen “kısa süreli patentler”, “faydalı yenilikler” veya “yenilik patentleri” olarak da adlandırılırlar. Bir ülkeden diğerine değiştiği için faydalı modeli tanımlamak kolay değildir. Genel olarak faydalı modellerin, mevcut ürünlerde küçük iyileştirmeler ve uyarlamalar yapan veya kısa bir ticari ömrü olan buluşları korumak için özellikle uygun olduğu düşünülmektedir. Faydalı model sistemleri genellikle yerel mucitler tarafından kullanılır.


Soru: Ülkemizdeki patentler ve faydalı modeller hangi hükümler ile korunmaktadır?

Cevap: Ülkemizde SMK m. 82/1 hükmü gereği yeni olan, buluş basamağı içeren ve sanayiye uygulanabilir buluşlara patent verilebilir. SMK m. 142 hükmü gereği yeni olan ve sanayiye uygulanabilir buluşlar, faydalı model verilerek korunur.


Soru: Faydalı modelleri patentten ayıran temel farklar nelerdir?

Cevap: Faydalı modelleri, patentten ayıran ilk fark, buluş basamağının aranmaması veya daha gevşek değerlendirilmesidir. Uygulamada patentlenebilme kriterlerinin
karşılanmadığı hallerde, patentten vazgeçilerek faydalı modele yönelme görülmektedir. İkinci önemli fark, patentin koruma süresi yirmi yıl olduğu halde faydalı modelin koruma süresinin Dünyada 7 ila 10 yıl arasında değişmesidir (Güneş, 2017:447).


Soru: Patent tescili ne anlama gelmektedir?

Cevap: Patent tescili halk arasındaki kullanımı ve geniş anlamı ile marka, tasarım, faydalı model ve patent işlemlerine, belgelerine gönderme yapmaktadır. Ancak teknik anlamı ile patent tescili, buluşun patentlenmesini ifade eder (Güneş, 2017: 73).


Soru: Marka kısaca nasıl tanımlanmaktadır?

Cevap: Marka, bir işletmenin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerinkinden ayırt edebilen bir işarettir. Markaların geçmişi, zanaatkârların ürünlerine imzalarını veya “işaretlerini” koydukları eski zamanlara kadar uzanmaktadır.


Soru: Hangi işaret türleri marka olarak ifade edilmektedir?

Cevap: Ülkemizde SMK m. 4 gereği bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaret, marka olabilir.


Soru: Tescilli bir markanın koruma süresi ne kadardır?

Cevap: Tescilli markanın koruma süresi başvuru tarihinden itibaren on yıldır. Bu süre, onar yıllık dönemler hâlinde yenilenir.


Soru: Tasarım için tescil gerekli midir?

Cevap: Tasarımın, korunması için kural olarak tescil edilmesi gerekmez. Bununla birlikte tescilli tasarımların korunması, tescilsiz tasarımların korunmasına göre koruma süresi açısından daha avantajlıdır.


Soru: Telif hakkı ne anlama gelmektedir?

Cevap: Telif Hakkı, yaratıcıların edebî ve sanatsal eserleri üzerinde sahip oldukları hakları tanımlamak için kullanılan yasal bir terimdir. Telif hakkı kapsamındaki eserler kitap, müzik, resim, heykel ve filmlerden bilgisayar programları, veri tabanları, reklamlar, haritalar ve teknik çizimlere kadar uzanmaktadır.


Soru: Fikir ve sanat eserlerinin çeşitleri nelerdir?

Cevap: Fikir ve sanat eserlerinin çeşitleri ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri, sinema eserleri, işlenmeler ve derlemelerdir.


Soru: Eser sahibinin hakları nasıl tanımlanmaktadır?

Cevap: Eser sahibinin hakları fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin mali ve manevi menfaatleridir.


Soru: Bir eseri yayma hakkı kime aittir?

Cevap: Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkı münhasıran eser sahibine aittir (FSEK m. 23).


Soru: Eser sahibine tanınan mali hakların süresi ne kadardır?

Cevap: Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl geçmekle son bulur. İlk eser sahibi tüzel kişi ise, koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır.


Soru: Fikrî mülkiyet haklarının korunma amacı nedir?

Cevap: Amaç, başkalarının kendi eserlerinden veya buluşlarından haksız kazanç elde etmelerini önlemektir. Bu aynı zamanda onlara bir ürün geliştirmek için yatırdıkları parayı geri kazanma
fırsatı da verir.


Soru: Maddi olmayan varlıklar hangi ürünleri içermektedir?

Cevap: Günümüzde, bir şirketin veya bireyin maddi olmayan varlıkları genellikle fiziksel varlıklardan daha değerlidir. Maddi olmayan varlıklar insan sermayesi, know-how, buluşlar, markalar, tasarımlar ve diğer fikri yaratıcılık ürünlerini içerebilir.


Ünite 4

Soru: Fikri haklar görsel iletişim ve tasarım bölümü öğrencileri açısından neden önem taşımaktadır?

Cevap: Fikri haklar, görsel iletişim ve tasarım bölümü öğrencileri nezdinde iki açıdan önem taşımaktadır. Bu öğrenciler bir taraftan eser meydana getirmekte, diğer taraftan da eser meydana getirirken başkalarının eserlerinden yararlanmaktadır. Bu nedenle bölüm öğrencilerinin hem kendi eserlerini ne ölçüde koruyabileceklerini hem de başkalarının eserlerinden ne ölçüde yararlanabileceklerine dair temel bir bilgiye sahip olmaları gerekmektedir.


Soru: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamında düzenlenen koruma konularından ilki hangisidir?

Cevap: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamında düzenlenen koruma konularından ilki eserdir. Ek olarak eser korumasının kapsamının anlaşılabilmesi için öncelikle bir fikri ürünün eser olarak nitelendirilmesinin şartları açıklanmalıdır. Ardından koruma kapsamı dışındaki hususlara yer verilerek koruma kapsamı belirlenmelidir.


Soru: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamındaki eser kategorileri nelerdir?

Cevap: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamındaki eser kategorileri; ilim ve edebiyat, müzik, güzel sanat eserleri ve sinema eserleridir. Ayrıca işlenme ve derleme eserler de düzenlenmiştir.


Soru: Yargıtay futbol maçının eser niteliği taşıyıp taşımadığını değerlendirdiği kararda nasıl bir tespitte bulunmuştur?

Cevap: Yargıtay futbol maçının eser niteliği taşıyıp taşımadığını değerlendirdiği bir kararında şu tespitte bulunmuştur: “Her ne kadar, maç görüntülerinin tespiti ve naklen yayını nitelikli bir çalışmanın ürünü de olsa, bir teknik ekip tarafından yapılan faaliyet esas olarak; TV seyircisine iletilen maç görüntülerinin elde edilmesi ve yayın kalitesine yöneliktir. Bu kişi veya kişilerin faaliyetleri esnasında, özgün anlatım biçimleri olduğu ve mesleki bilgi ve becerileri ile gerçekleştirdikleri yayın üzerinde ayrıca, yaratıcısının fikri çabasını da yansıtacak şekilde hakimiyet ve etkileri olduğu söylenemez (Futbol Maçı. 2005)”


Soru: Bir fikri ürünün eser olarak nitelendirilebilmesi için nasıl meydana gelmesi gerekmektedir?

Cevap: Bir fikri ürünün eser olarak nitelendirilebilmesi için fikri bir çaba sonucunda meydana getirilmesi gerekmektedir. Fikri bir çaba şartının benimsenmesiyle birlikte, insanoğlu dışındaki canlı cansız tüm varlıklar tarafından meydana getirilen ürünlerin eser olamayacağı kabul edilmiş olmaktadır. Bu şu anlama gelmektedir; hayvanlar tarafından bir ürün ortaya koyulursa bu eser olamayacaktır. Ayrıca bir fikri ürünün eser olarak nitelendirilebilmesinin son koşulu onun şekillenmiş olması gerekliliğidir.


Soru: İlim ve edebiyat eserleri nasıl gruplanmaktadır?

Cevap: İlim ve edebiyat eseri kategorisi, kendi içerisinde üç gruba ayrılabilir. Bu gruplar: herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler, sözsüz sahne eserleri ve estetik nitelik taşımayan fotoğraf ve çizimlerdir.


Soru: Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler kapsamına giren eserler hangileridir?

Cevap: Makaleler, bilimsel raporlar, romanlar, şiirler, öyküler, denemeler, tezler, akademik çalışmalar herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler kapsamına giren eserlerdir (Tekinalp, 2004; Ateş, 2007; Nal ve Suluk 2023).


Soru: Bilgisayar programları hangi eser kategorisinde yer almaktadır?

Cevap: Bilgisayar programları da ilim ve edebiyat eseri kategorisine dahildir. Bilgisayar programlarındaki hususiyeti diğer ilim ve edebiyat eserlerine göre daha farklı değerlendirmek mümkündür. Bilgisayar programlarında sahibinin fikri faaliyeti sonucunda meydana gelme ve başka bir programın kopyası olmama gibi kriterler hususiyetin karşılanmasında yeterlidir (Özden Merhacı, 2023).


Soru: Güzel sanat eserleri kategorisi içerisinde hangi eserler yer almaktadır?

Cevap: Bu kategorinin altında eserler örnek olarak aşağıdakiler olarak sayılmıştır:
1. Yağlı ve suluboya tablolar; her türlü resimler, desenler, pasteller, gravürler, güzel yazılar ve tezhipler, kazıma, oyma, kakma veya benzeri usullerle maden, taş, ağaç veya diğer maddelerle çizilen veya tespit edilen eserler, kaligrafi, serigrafi,
2. Heykeller, kabartmalar ve oymalar,
3. Mimarlık eserleri,
4. El işleri ve küçük sanat eserleri, minyatürler ve süsleme sanatı ürünleri ile tekstil, moda tasarımları,
5. Fotoğrafik eserler ve slaytlar,
6. Grafik eserler,
7. Karikatür eserleri,
8. Her türlü tiplemelerdir.


Soru: Derleme eser nedir?

Cevap: Derleme eser, özgün eser üzerindeki haklar saklı kalmak kaydıyla, ansiklopediler ve antolojiler gibi muhtevası seçme ve düzenlemelerden oluşan ve bir düşünce yaratıcılığı sonucu olan eser olarak tanımlanmıştır. Burada işlenmeden farklı olarak derlenen ürünlerin eser olmasına gerek yoktur (Tekinalp, 2005). Ancak derleyenin bir fikri çabasının olması gerekmektedir. İşte bu fikri çaba, tanımda düşünce yaratıcılığı olarak ifade edilmiştir.


Soru: Veri tabanı yapımcısının haklarının koruma süresi ne kadardır?

Cevap: Veri tabanı yapımcısının haklarının koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 15 yıldır.


Soru: Eser sahipliği ne anlama gelmektedir?

Cevap: Eser sahibi, onu meydana getirendir (FSEK m.8). Eserin meydana getirilmesi fikri bir çaba gerektirdiğinden, tüzel kişilerin örneğin bir yapım şirketinin veya ajansın eser sahibi olması mümkün değildir (Yavuz 2013). Yapay zekâ tarafında meydan getirilen ürünlerin eser niteliği ve dolayısıyla eser sahipliği tartışmalıdır (Yılmaztekin 2020). İşlenme ve derleme eser sahipliği, asıl eserin hakları kalmak kaydıyla onu işleyendir (FSEK m.8/2). Sinema eseri bakımından ise Kanun birden çok kişinin eser sahibi olduğunu belirlemiştir. Buna göre; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı eserin birlikte sahibidir (FSEK m.8/3).


Soru: Hususiyetlerini katmak suretiyle birden fazla kişinin meydana getirdikleri eserler nasıl sınıflandırılmaktadır?

Cevap: Birden fazla kişinin kendi hususiyetlerini katarak bir eser ortaya koymaları da mümkündür. İşte bu noktada eser sahipliği söz konusu olacaktır. Birden fazla kişinin hususiyetlerini katmak suretiyle meydana getirdikleri eserlerde eser sahipliği iki ayrı başlık altında incelenmektedir: Ortak (müşterek) eser sahipliği ve elbirliği (iştirak) hâlinde eser sahipliği.


Soru: Çalıştıran ile eser sahibi arasında nasıl bir ilişki vardır?

Cevap: Çalıştıran sadece hakları kullanma yetkisine sahiptir, eser sahibi hala eseri meydana getirendir. FSEK m.18/2 uyarınca çalışanlar tarafından meydana getirilen eserlerde, haklar, çalıştıran tarafından kullanılacaktır.


Soru: Eser sahibinin kim olduğu nasıl belirlenmektedir?

Cevap: Kanun, konuya ilişkin kolaylık sağlanması için bir takım hukuken karine olarak adlandırılan varsayımları kabul etmiştir. Yayınlanmış bir eser nüshasında veya güzel sanat eserinde bir kişinin adı veya tanımış müstear adı eser sahibi olarak gösterilmişse artık o kişi eser sahibi olarak kabul edilmektedir. Örneğin elinizdeki kitapta her bir bölüm yazarının adı yer almaktadır. Aksi ispatlanıncaya kadar o kişi söz konusu bölümün eser sahibi olarak kabul edilecektir (FSEK m.11/1).


Soru: Eser sahibinin hakları nasıl sınıflandırılmaktadır?

Cevap: Eser sahibi, eserin meydana getirilmesiyle birlikte, eser sahipliği sıfatını ve eser sahipliğinden doğan hakları kazanır. Bunun için herhangi bir Kuruma başvuru ya da tescil gibi bir formaliteye ihtiyaç yoktur (Öztan 2008). Bu haklar hem eserin bütününü hem de parçalarını kapsamaktadır. Eser sahibi, eserinden hem maddi olarak yarar sağlamalıdır hem de eseri kendisi arasındaki bağ zarar görmemelidir. Buradan hareketle eser sahibinin telif hakları olarak bilinen hakları mali haklar ve manevi haklar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.


Soru: Eser sahibinin manevi hakları nelerdir?

Cevap: Eser sahibinin manevi hakları; umuma arz, adın belirtilmesi, eserin bütünlüğünün korunması ve eserin aslına erişim hakkıdır.


Soru: Eser sahibinin mali hakları ne anlama gelmektedir?

Cevap: Eser sahibinin mali hakları eser sahibinin eserinden ekonomik olarak yararlanmasına ilişkindir. Mali haklar da sınırlı sayıda olup, birbirine bağlı değildir. Manevi haklardan farklı olarak mali haklar; devredilebilir, ölüme bağlı tasarruflara konu olabilir ve mirasla intikal edebilir (Tekinalp, 2004)


Soru: Eser sahibinin mali hakları ne kadar süreye tabidir?

Cevap: Eser sahibinin mali hakları bir süreye tabidir. Bu süre eserin alenileşmesiyle başlamakta ve eser sahibinin ölümünden 70 yıl sonra sona ermektedir. Bu süre sonunda herkes mali haklardan dilediği şekilde yararlanabilir (FSEK m.26).


Soru: Umuma iletim kavramı hangi yetkileri barındırmaktadır?

Cevap: Umuma iletim hakkının konusu bir eserin işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla iletimidir. Umuma iletim kendi içerisinde üç yetkiyi barındırmaktadır:
• yayın ve yeniden yayın,
• eserlerin telli/telsiz araçlarla satışı ve
• kamunun erişimine sunma.


Soru: Eser sahibinin haklarının sınırları hangi mevzuat ile düzenlenmiştir?

Cevap: Eser sahibinin haklarının sınırları Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) m.30-47 arasında düzenlenmiştir. Eser sahibinin hakları mutlak yani herkese karşı ileri sürülebilen tekelci haklardır. Ancak eser sahibine bu hakların tanınmış olması, başkalarının bu eserlerden yararlanabilmesini engellemektedir. Oysa kimi zaman ifade özgürlüğü, sanat özgürlüğü, bilim özgürlüğü, basın özgürlüğü kimi zaman kamu düzeni gibi gerekçelerle bu eserlerden belirli bir oranda yararlanılması gerekmektedir. Böylece kamunun menfaati ile eser sahiplerinin menfaatleri arasında adil bir dengenin tesis edilmesi gerekmektedir (Ateş, 2003).


Soru: İktibas nedir?

Cevap: İktibas yahut alıntı; eser parçaların başka bir eserde kullanılması olarak tanımlanmaktadır (Ateş, 2003). Önceki eser yahut eser parçalarının değiştirilmeden kullanılması gerektiği kabul edilmektedir (Öztan, 2008). Bu sınırlamanın amacı eser sahibinin
hakları ile başkalarının bilgiye erişim hakkı, bilgiye erişim özgürlüğü arasında bir denge kurmak ve bu suretle kültürel gelişimin sağlanmasıdır (Nal ve Suluk 2023).


Soru: Kaynak belirterek yapılan alıntılamanın oranı nasıl belirlenmektedir?

Cevap: Kaynak belirterek, dilediğimiz oranda alıntı yapamayız. Alıntı yapılan kısmın, iktibas amacının haklı kıldığı oranı aşmaması gerekir. Aksi takdirde telif hakkı ihlali gündeme gelir.


Soru: İcracı sanatçı kavramı nasıl tanımlanmaktadır?

Cevap: İcracı sanatçı, eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek kaydıyla ve eser sahibinin izniyle bir eseri özgün bir biçimde yorumlayan, tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ve çeşitli biçimlerde icra eden sanatçılardır.


Soru: Bağlantılı hak sahipleri kimlerdir?

Cevap: Bağlantılı hak sahipleri; icracı sanatçılar ve icracyı organize eden müteşebbisler ile, fonogram yapımcıları, radyo ve televizyon kuruluşları ile film yapımcılarıdır.


Soru: 5846 sayılı Kanun temel olarak hangi konuları kapsamaktadır?

Cevap: 5846 sayılı Kanun eseri, bağlantılı hakları, eser niteliği taşımayan veri tabanlarını ve eser dışı koruma konularını içermektedir.


Ünite 5

Soru: Fikri mülkiyet hakları hangi hakları kapsamaktadır ve ülkemizde hangi kanun ile korunmaktadır?

Cevap: Fikri mülkiyet hakları kapsamında korunan haklar; fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklar (copyright) ve sınai mülkiyet haklarıdır. fikri mülkiyet hakları Ülkemizde 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Bu Kanun kapsamında fikri mülkiyet haklarının korunabilmesi için; korunacak eserlerin temel eser kategorilerden birine dâhil olmaları ve gerekli şartları sağlamaları gerekmektedir.


Soru: Fikri mülkiyet korunması ilk olarak nerede ortaya çıkmıştır?

Cevap: Fikri mülkiyet korunmasının ilk olarak Venedik’te görüldüğü bilinmektedir. Günümüz yaklaşımlarının temelini oluşturan ilk patent kanunu 1443 yılında çıkarılmıştır. 1474 yılında Venedik’te yürürlüğe girmiştir. Başka bir görüş ise, en eski İngiliz patentinin 1449’da Henry VI tarafından verildiğidir. Eton Koleji’nin pencerelerinde kullanılacak olan vitrayların yapımı için 20 yıl boyunca Utynamlı John’a verildiği ileri sürülmektedir.


Soru: Endüstriyel tasarım nasıl ortaya çıkmıştır?

Cevap: Endüstri devrimi ile birlikte endüstriyel anlamda tasarım kavramı ortaya çıkmıştır. Tasarım alanında büyük reformların bu zamanda ortaya çıktığı söylenebilir. Rekabetle eş zamanlı olarak artan yenilik, kitlesel üretim ve tüketim kalıplarındaki değişimlerle artmıştır. Hill-King’e göre İngiltere’de endüstriyel tasarımların tarihi 1787’ye kadar uzanmaktadır.


Soru: Tasarımın gerçek anlamda korunması ne zaman sağlanmıştır?

Cevap: Tasarımın gerçek anlamda korunmasının 19.yüzyılda başladığı söylenebilir. Bu dönemde Avrupa ülkelerinde tasarımlarla ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerin tarihi Fransa’da 1806, İngiltere’de 1839 ve 1842, Almanya’da 1876’ya ve İsviçre’de 1889’a yıllarına kadar gitmektedir.


Soru: Sınai mülkiyet haklarının Osmanlı İmparatorluğu’ndaki korunmasına ilişkin düzenlemeler nelerdir?

Cevap: Fikri mülkiyet haklarına ilişkin ilk ulusal düzenlemeler, Osmanlı patent sistemi “ İhtirâ Berâtı ” (1879) (dünyadaki altıncı patent kanunu olarak görülür) ve marka yönetmeliği “ Alâmet-i Fârika Nizamnamesi ” (1871)’dir.


Soru: Türk hukukunda temel sınai mülkiyet hakları için nasıl bir koruma sistemi benimsenmiştir?

Cevap: Temel sınai mülkiyet hakları koruma sistemleri için 1995 yılında ayrı ayrı Kanun Hükmünde Kararnameler kabul edilmiştir. Tasarımlar için, “Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname” kabul edilmiştir. 2016 yılı Aralık ayında, söz konusu kararnamelere konu sistemler tek bir kanunda birleşmiş ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu yürürlüğe girmiştir. Mevcut durumda, ülkemizde, diğer sınai mülkiyet hakları gibi Tasarımlar da bu kanun kapsamında korunmaktadır.


Soru: Sınai mülkiyet hakları konusunda, başvuru ve tescil işlemlerini yürüten kurum hangisidir?

Cevap: Sınai mülkiyet hakları konusunda, başvuru ve tescil işlemlerini yürüten kurum Türk Patent ve Marka Kurumu’dur. Kurum, eski adıyla Türk Patent Enstitüsü olarak 1994 yılında kurulmuştur. SMK ile birlikte kurumun adı Türk Patent ve Marka Kurumu (kısa adıyla TÜRKPATENT)
olarak değişmiştir.


Soru: Sınai Mülkiyet Kanunu’nda ürün nasıl tanımlanmıştır?

Cevap: Ürün, bilgisayar programları hariç olmak üzere, endüstriyel yolla veya elle üretilen herhangi bir nesnenin yanı sıra birleşik bir ürün veya bu ürünü oluşturan parçaları, ambalaj gibi nesneleri, birden çok nesnenin bir arada algılanan sunumlarını, grafik sembolleri ve tipografik karakterleri ifade eder.


Soru: Tasarımlar için koruma koşulları nelerdir?

Cevap: Tasarımlar için koruma koşulları “yenilik” ve “ayırt edici nitelik”tir. Yani, bir tasarımın SMK kapsamında bir koruma elde edebilmesi için bu iki koşulu da sağlıyor olması gerekmektedir.


Soru: Birleşik ürünün parçasının tasarımının korunması için gerekli şartlar nelerdir?

Cevap: Sınai Mülkiyet Kanunu’na göre birleşik ürünün parçasının tasarımı, şu şartları taşıyorsa yeni ve ayırt edici niteliğe sahip olduğu kabul edilir ve korumadan yararlanır : a) Parça birleşik ürüne takıldığında, birleşik ürünün normal kullanımında görünür durumda olmalıdır. b) Parçanın görünür durumda olan özellikleri, yenilik ve ayırt edici nitelik şartlarını karşılamalıdır.


Soru: Tasarımlar için koruma koşullarından biri olan “yenilik” ne anlama gelmektedir?

Cevap: Bir tasarımın aynısının, dünyanın herhangi bir yerinde daha önce kamuya sunulmamış olması anlamına gelmektedir. Kamuya sunma; sergileme, satış gibi yollarla piyasaya sürme, kullanma, tarif, yayım, tanıtım veya benzer amaçlı faaliyetleri kapsar.


Soru: Tasarımların korunmasındaki koşullardan biri olan “ayırt edici nitelik” neyi ifade etmektedir?

Cevap: Bir tasarımın, bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenim ile daha önce kamuya sunulmuş bir tasarımın bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenim arasında farklılık bulunması durumunda, sonraki tasarımın, ayırt edici niteliğe sahip olduğu kabul edilir. Yani, değerlendirmeye konu tasarımdan daha önce kamuya sunulduklarının tespiti koşul olmakla birlikte; tasarımların bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattıkları genel izlenimlerin farklılık arz etmesi, ayırt edici nitelik için esas teşkil etmektedir.


Soru: Bilgilenmiş kullanıcı neyi ifade etmektedir?

Cevap: Bilgilenmiş kullanıcı, değerlendirilecek tasarımın yönelik olduğu ürün grubu hakkında bilgi sahibi olan, piyasayı tanıyan, bilen, herhangi bir sebeple benzer tasarımlar hakkında bilgi ve/veya kullanım deneyimine sahip olmuş farazi bir kişi olarak kabul edilir. Bu kurgusal kimse, bir uzmanı ifade etmediği gibi gibi konu ile ilgisi olmayan herhangi bir kimse olarak da değerlendirilmemelidir.


Soru: Türkiye’de tasarım tescil ve başvuru süreçleri hangi kurum tarafından yürütülmektedir?

Cevap: Tasarım Tescil ve başvuru süreçleri ülkemizde Türk Patent ve Marka Kurumu (resmi kısa adıyla TÜRKPATENT) tarafından yürütülmektedir


Soru: Tasarım tescil süreçlerinin aşamaları nelerdir?

Cevap: Başvuru-inceleme-yayın-itiraz aşamalarından oluşur. 6769 sayılı SMK öncesinde başvuru-yayın-itiraz sistemine dayalı iken; söz konusu Kanun ile birlikte sisteme “inceleme”, yani yenilik incelemesi aşaması da dâhil edilmiştir.


Soru: Çoklu tescil başvurusu nedir, koşulları nelerdir?

Cevap: Çoklu başvuru, tek başvuruda birden fazla tasarım için tescil talebi yapılmasına imkan vererek başvuru sahiplerinin kolay ve daha az maliyetli başvuru yapabilmelerini sağlamaktadır. Süslemeler ve desen tasarımları hariç olmak üzere, birden fazla tasarımın aynı başvuruda işleme alınabilmesi için tasarımların veya tasarımın uygulandığı ürünlerin Locarno sınıflandırma listesinde belirtilen aynı sınıfa ait olmaları gerekmektedir. Çoklu başvuru kapsamında en fazla 100 (yüz) adet tasarım başvurusu yapılabilir.


Soru: 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nda tasarım koruması dışında kalan hâller nelerdir?

Cevap: • Tasarım ve ürün tanımına uygun olmayan tasarımlar,
• Yeni ve ayırt edici niteliğe sahip olmayan tasarımlar,
• Kamu düzeni veya genel ahlaka aykırı tasarımlar,
• Ürünün teknik fonksiyonunun zorunlu kıldığı görünüm özellikleri olan tasarımlar,
• Tasarımın kullanıldığı veya uygulandığı ürünün, başka bir ürüne mekanik olarak monte edilmesi veya bağlanması için belirli biçim ve boyutlarda üretilmesi zorunlu olan tasarımlar,
• Paris Sözleşmesinin 2. mükerrer 6. maddesi kapsamında yer alan hükümranlık alametleri ile bu kapsam dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, dini, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği işaretlerin, armaların, nişanların veya adlandırmaların uygunsuz kullanımını içeren tasarımlar
koruma kapsamı dışındadır.


Soru: Tescil belgesi elde eden tasarımların korunması ne kadar süre için geçerlidir?

Cevap: Başvuru sonucunda tescil belgesi verilerek koruma elde eden tasarımlar, 5 yıllık süre ile koruma altına alınmaktadır. Bu süre, 5’er yıllık uzatmalarla 25 yıla kadar çıkarılabilmektedir. 25 yıldan sonra bir tasarımın tescil ile korunması mümkün olmamaktadır.


Soru: 6769 sayılı SMK ile tescilsiz tasarımlar bakımından koruma süresi ne kadardır?

Cevap: 6769 sayılı SMK ile tescilsiz tasarımlar da koruma altına alınmıştır. Ancak tescilsiz tasarımlar için koruma süresi 3 yıl ile sınırlıdır. Buna göre; Tescilsiz tasarımların koruma süresi, koruma talep edilen tasarımın kamuya ilk sunulduğu tarihten itibaren üç yıldır.


Soru: Tasarım tescilinin yenilenmesi koşulları nelerdir?

Cevap: Tasarım tescili, tasarım sahibinin talep etmesi ve yenileme ücretinin ödendiğine ilişkin bilginin süresi içinde Kuruma sunulması şartıyla yenilenir. Yenileme talebinin tasarım sahibi tarafından koruma süresinin sona erdiği tarihten önceki altı ay içinde yapılması ve aynı süre içinde yenileme ücretinin ödendiğine ilişkin bilginin Kuruma sunulması gerekir. Bu süre içinde talebin yapılmaması veya yenileme ücretinin ödendiğine ilişkin bilginin Kuruma sunulmaması hâlinde, yenileme talebi, koruma süresinin sona erdiği tarihten itibaren altı aylık süre içinde ek ücretin ödenmesi şartıyla da yapılabilir. Yenileme, önceki koruma süresinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren hüküm ifade eder. Yenileme, sicile kaydedilir ve Bültende yayımlanır.


Ünite 6

Soru: 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na göre marka nedir?

Cevap: Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve
kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir.


Soru: Marka olabilme koşulları nelerdir?

Cevap: Marka olabilme koşullarını şu biçimde sayabiliriz:
• İşaret,
• Ayırt etmeyi sağlama ve
• Koruma konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlama.


Soru: Biçimine göre marka türleri nelerdir?

Cevap: Markalar biçime göre, sözcükler, harf ve rakamlar, kişi adları, şekiller, logo ve amblemler, üç boyutlu şekiller, renkler, sesler ve kokular olmak üzere çeşitli ayrımlara tabi tutulabilir.


Soru: Vekil markası nedir?

Cevap: Yabancı marka sahiplerinin, vekilleri veya temsilcilerini, ihracat yaptıkları ülkede markalarını kullanma konusunda ve herhangi bir marka ihlali olması durumunda üçüncü kişilere karşı markanın daha etkin korunması hususunda yetkilendirmeleri, markanın etkili bir biçimde korunabilmesi için, vekil ya da temsilci adına tescil edilmesi hâlinde vekil markasından söz edilir. Marka hakkı sahibi ile vekil arasındaki temsil, vekâlet, tek satıcı, acente, komisyoncu, franchise türü bir hukuki ilişki bulunabilir.


Soru: Topluluk markası nedir?

Cevap: Avrupa Konseyi’nin 20 Aralık 1993 tarihli, EC 40/94 sayılı Tüzüğü ile kabul edilmiştir. Tüzükle getirilen topluluk markasının amacı, marka sahibine, Avrupa Topluluğu sınırları içerisinde koruma sağlamaktır. Tüzüğün 2. maddesine göre, bir de İç Pazar İçin Uyumlaştırma Ofisi kurulmuştur. Başvurular hem doğrudan OHIM’e, hem de üye devletlerde yetkili makamlara yapılabilir. Tescil ile topluluk markası elde edilir ve on yıl süre ile korunur. Bu sürenin uzatılması mümkündür.


Soru: Mutlak tescil ret nedenleri nelerdir?

Cevap: Sınai Mülkiyet Kanunu’na göre marka olarak tescil edilmek istenen işaretin oluşturulmasında serbestlik ilkesi geçerli olmakla birlikte, bazı işaretlerin tescili mutlak ret nedenleri ile sınırlanmıştır. SMK md. 5 marka tescil başvurularının re’sen yapılacak incelemesinde reddedileceği hâlleri düzenlemektedir. Bu maddede yazılan mutlak ret nedenleri aynı zamanda birer hükümsüzlük nedenidir. Mutlak ret nedenleri genellikle kişilerin değil kamunun ortak menfaatlerini korumak amacıyla getirilmiş nedenlerdir. Bu nedenle mutlak ret nedenleri Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından re’sen dikkate alınır. Her ne şekilde gözden kaçmış bir mutlak tescil engeli hükümsüzlük davasına konu olabilir.
Aşağıda belirtilen işaretler, marka olarak tescil edilmez:
- 4 üncü madde kapsamında marka olamayacak işaretler.
- Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler.
- Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.
- Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler.
- Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.
- Malın doğası gereği ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini veya teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan veya mala asli değerini veren şeklî ya da başka bir özelliğini münhasıran içeren işaretler
- Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak işaretler.
- Paris Sözleşmesinin 2ncimükerrer 6 ncı maddesine göre reddedilecek işaretler.
- Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş diğer işaretler ile yetkili mercilerce tescil izni verilmemiş olan armaları, nişanları veya adlandırmaları içeren işaretler.
- Dinî değerleri veya sembolleri içeren işaretler.
- Kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı işaretler.
- Tescilli coğrafi işaretten oluşan ya da tescilli coğrafi işaret içeren işaretler.


Soru: Tescilde nispi ret ve hükümsüzlük nedenlerinin özellikleri nelerdir?

Cevap: Nispi ret ve hükümsüzlük nedenleri, mutlak ret ve hükümsüzlük nedenleri gibi kamu yararına değil, markası daha önce tescil edilen ya da daha önce tescil talebinde bulunan, dolayısıyla bir öncelik hakkına sahip olan marka sahibinin yararına hizmet eder. Bundan dolayı nispi ret nedenleri, başvuru makamı tarafından re’sen incelenmez. Nispi ret ve hükümsüzlük nedenleri, ancak marka sahibinin itirazı üzerine dikkate alınabilir ya da mahkeme tarafından bir hükümsüzlük nedeni olarak görülebilir.


Soru: Markalar ve mal/hizmetler arasındaki iltibas tehlikesi hangi şekillerde ortaya çıkar?

Cevap: Markalar ve mal/hizmetler arasındaki iltibas tehlikesi üç olasılıkta ortaya çıkar:
• Markaların aynı, mal ve hizmetlerin benzer olması,
• Markaların benzer, mal ve hizmetlerin aynı olması,
• Hem marka hem mal ve hizmetlerin benzer olmasıdır.


Soru: Marka ihlalinin unsurları nelerdir?

Cevap: Marka ihlalinin unsurları, kullanılan işaretin, daha önce tescil edilmiş markanın aynısı olması, bu kullanımın karıştırılma ihtimali yaratması ve tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın veya benzerinin
başka mal ve hizmetler için kullanılması hâlleridir.


Soru: Markanın haksız kullanım şekilleri nelerdir?

Cevap: Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 7./3. maddesinde haksız kullanma hâlleri düzenlemiştir. Buna göre haksız kullanma halleri şunlardır;
a. İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması.
b. İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi,
teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu
amaçlarla stoklanması veya işaret altında
hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi.
c. İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi.
ç. İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması.
d. İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması.
e. İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması.
f. İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması.
g. SMK md. 29/1 (ç)’ye göre, marka sahibinin verdiği lisans ile markayı taşıyan mallar bakımından, üretim ve/veya satışını yapan, hizmetlerinde markayı kullanan kimsenin, lisans sözleşmesinin sınırlarını aşması veya başkasına devretmesi


Soru: Markanın haksız kullanımı halinde marka sahibine tanınan hukuki koruma yolları nelerdir?

Cevap: Marka sahibinin hakları SMK md. 149’da tüm sınai mülkiyet hakları için ortak olarak düzenlenen bu haklar esas alınarak şu şekilde sıralanabilir;
• Fiilin tecavüz olup olmadığının tespiti.
• Muhtemel tecavüzün önlenmesi.
• Tecavüz fiillerinin durdurulması.
• Tecavüzün kaldırılması ile maddi ve manevi zararın tazmini.
• Tecavüz oluşturan veya cezayı gerektiren ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engellemeyecek şekilde elkonulması.
• Bendi uyarınca elkonulan ürün, cihaz ve makineler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınması.
• Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması, özellikle masraflar tecavüz edene ait olmak üzere (d) bendine göre elkonulan ürünler ile cihaz ve makine gibi araçların şekillerinin değiştirilmesi, üzerlerindeki markaların silinmesi veya sınai mülkiyet haklarına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhası.
• Haklı bir sebebin veya menfaatinin bulunması hâlinde, masrafları karşı tarafa ait olmak üzere kesinleşmiş kararın günlük gazete veya benzeri vasıtalarla tamamen veya özet olarak ilan edilmesi veya ilgililere tebliğ edilmesi


Soru: Fikri mülkiyet ürünlerine ilişkin hakkın tüketilmesi neyi ifade etmektedir?

Cevap: Fikri mülkiyete konu ürünler, hak sahibi tarafından bir kez satıldıktan sonra artık hak sahibinin sonraki satışlara müdahale edememesi ilkesine hakkın tükenmesi adı verilir. İlkenin uygulanabilmesi
için;
• Ürün, hak sahibi tarafından veya onun izniyle (mesela lisans sahibi tarafından) piyasaya sunulmalı,
• Sonradan satışı yapılan ürünün orijinal olması gerekmektedir.


Soru: Yargıtay kararlarına göre markanın müktesep hak teşkil edebilme koşulları nelerdir?

Cevap: Yargıtay kararlarına göre müktesep hakkın varlığından söz edebilmek için üç koşul aranmaktadır:
• Öncelikle müktesep hak teşkil eden markanın tescilli olarak uzun süre kullanılması, yani kullanım ve tescilin taraflar arasında çekişme konusu olmaması gerekmektedir.
• Müktesep hak teşkil ettiği ileri sürülen markaya dayalı yapılan başvurunun, ilk markanın asli unsurunu muhafaza etmesi ve bu markadan uzaklaşmadan oluşturulması gerekir.
• Sonraki başvurunun, önceki markanın kapsadığı mal/hizmet ile aynı veya aynı tür mal/ hizmetleri içermesi, emtia listesinin genişletilmesi yoluna gidilmemesi gerekmektedir.


Soru: Markayı kullanma yükümlülüğünün ihlalinin yaptırımı nedir?

Cevap: Tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilir.


Soru: Kanun koyucu tarafından hangi haller markayı kullanma olarak kabul edilmiştir?

Cevap: Kanun koyucu şu halleri markayı kullanma olarak kabul etmektedir:
a) Markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması.
b) Markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması.
Ayrıca markanın, marka sahibinin izni ile kullanılması da marka sahibi tarafından kullanım olarak
kabul edilir.


Soru: Marka sahibinin, marka üzerindeki haklarının sınırları nelerdir?

Cevap: Markanın tescili ile marka sahibi münhasır bir hak elde etmekle birlikte, kamu düzeni gereği bu hakkın kullanımı sınırsız değildir. Toplumsal ve ticari hayatın gerekleri dikkate alınarak bu hakkın kullanılmasına bazı sınırlar getirilmiştir. Söz konusu sınırlamalardan biri de SMK md. 7/5’te
düzenleme altına alınmıştır. Bu hükme göre marka sahibi, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde
kullanılmasına engel olamaz:
• Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi,
• Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması,
• Özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hâllerde kullanılması.


Soru: Marka hakkının sona ermesi hangi hallerde söz konusu olur?

Cevap: Marka hakkının sona ermesi, hükümsüzlük ve iptal, markanın tescilli olduğu mal veya hizmetler için yaygın bir ad hâline gelmesi, markanın tescilli olduğu mal/hizmetlerin özellikle niteliği kalitesi veya coğrafi kaynağı konusunda halkı yanıltması ve ortak marka veya garanti markasının teknik şartnameye aykırı kullanımı hâllerinde söz konusu olur. Hükümsüzlük nedenleri markanın tescili anında var olan nedenlerdir.


Soru: Markalar hakkında hükümsüzlük davasını kimler, kime karşı hangi süre içinde açabilirler?

Cevap: Hükümsüzlük davası;
• Menfaati olanlar,
• Cumhuriyet savcıları ve
• İlgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından tescilli markanın sahibine veya onun hukuki haleflerine karşı açılır.
SMK md. 25/6’da hükümsüzlük davası için beş yıllık süre öngörülmüştür. Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde birbirini izleyen beş yıl boyunca bu duruma sessiz kalmışsa, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. Ancak anılan hükme göre, sonraki markanın kötü niyetli olması hâlinde, beş yıllık süre uygulanmaz.


Soru: Tescilli markanın korunma süresi nedir?

Cevap: Tescilli markanın koruma süresi başvuru tarihinden itibaren on yıldır. Bu süre, onar yıllık dönemler hâlinde yenilenebilir. Yenileme talebi, koruma süresinin sona erdiği tarihten önceki altı ay içinde yapılmalıdır. Bu süre içinde talebin yapılmaması hâlinde yenileme talebi ek bir ücretin ödenmesi koşuluyla koruma süresinin sona erdiği tarihten itibaren altı ay içinde de yapılabilir (SMK md. 23/2). Ancak marka bu ek süre için yenilenmiş olsa bile yenileme, önceki koruma süresinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren hüküm ifade eder (SMK md. 23).
Markanın koruma süresinin dolması ve süresinde yenilenmemesi hâlinde, marka hakkı kendiliğinden sona erer (SMK md. 28/1 (a).


Soru: Marka hakkından vazgeçmenin koşulları nelerdir?

Cevap: Marka sahibinin kendi iradesi ile marka hakkından vazgeçmesi mümkündür. Marka sahibi, markanın kullanılacağı (korunmakta olduğu) malların ve/veya hizmetlerin tamamından veya bir kısmından vazgeçebilir. Bu durumda sicilden terkin sadece vazgeçilen mal ve hizmetler için söz konusu olur.
Vazgeçme yazılı olarak TürkPatent’e bildirilir. Kurum, marka hakkının vazgeçme nedeniyle sona erdiğini bültende yayımlar. Vazgeçme, sicile kayıt tarihi itibariyle hüküm ve sonuç doğurur. Vazgeçme işleminin sicile kaydı kurucu etki doğurmaktadır.
Marka sahibi ilke olarak marka hakkından her zaman vazgeçebilir. Ancak, marka üzerinde üçüncü
kişiler lehine lisans ve benzeri haklar sicile kaydedilmişse, marka sahibi, bu hakların sahiplerinin izni olmadıkça, hakkından vazgeçemez. Ayrıca marka üzerinde üçüncü bir kişi tarafından hak sahipliği iddiası varsa ve bu konuda alınmış bir tedbir kararı sicile kaydedilmişse, marka sahibi bu kişinin izni olmaksızın marka hakkından vazgeçemez.


Ünite 7

Soru: Görsel iletişimin, belli bir dilin konuşulmasına nazaran avantajları nelerdir?

Cevap: Görsel iletişim, belli bir dilin konuşulmasına gerek kalmadan, tüm insanlar arasında aynı duygu ve hissi yaratır.
Gördüğümüz nesne biçiminin görüntüsünün dünyanın her noktasında algılanma şekli aynıdır; ortak bir dildir.
Görsel iletişimin dili daha sınırlı olsa da evrensel olduğu için çok daha kapsayıcı ve birleştiricidir.
İşitsel sistem iletişiminden farklı olarak, görsel iletişimde üretilen mesajların kalıcılığını ve etkinliğini koruma kabiliyetinin daha fazla olduğu söylenebilir.
Görsel iletişimin bu özelliği kalıcı olmasını ve belge olarak kullanılmasını sağlar.


Soru: Anayasamızda koruma altına alınan rekabet kavramının ihlalleri nelerdir?

Cevap: 1. Bazen büyük işletmeler veya aynı sektörde çalışan tacirler, birbirleriyle rekabet etmeleri gerekirken, gizlice birbirleriyle anlaşabilmektedirler. Örneğin, ikisinin de 400 TL’den daha düşük fiyata satmamaları konusunda uzlaşabilirler.
2. Büyük bir sektörde o pazarı elinde tutan tacir (hakim durumdaki işletme), o sektördeki daha küçük işletmeleri bünyesinde toplayabilmektedir. Örneğin, onları baskıyla ya da satın alarak elde edebilmektedir. O sektörde hakim durumda olup bu durumu kötüye kullanabilmektedir. Örneğin, belirli sayıda büyük yatak şirketi olduğunu varsayalım. Bir yatak şirketinin diğer yatak şirketlerini satın alması hâlinde, bütün yatak şirketlerinin aynı grubun eline geçmesi hâlinde, rekabet hakkı ortadan kaldırılmış olur.


Soru: Haksız rekabet nedir?

Cevap: Haksız rekabet, kamuya kanunla tanınmış rekabet hakkının kötüye kullanılması, hukuk ve dürüstlük kurallarına aykırı davranılması anlamına gelir.


Soru: Haksız rekabet kimi korur? Türk hukukunda haksız rekabete ilişkin hükümler, esas itibariyle hangi kanunlarda düzenlenmiştir?

Cevap: Haksız rekabet;
1. Rakibi,
2. Müşteriyi ve
3. Ekonomik düzeni, korur.
Türk hukukunda haksız rekabete ilişkin hükümler, esas itibariyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) Madde 54 ve devamında (54 ila 63üncü maddeleri) ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 57’de düzenlenmiştir.


Soru: TTK, haksız rekabet ile kimi korur?

Cevap: TTK, haklı rekabet eden ilk rakibi sonradan gelen, kötüniyetli ve rekabet hakkını kötüye kullanan ikinci kişiye karşı korur. Yani bir anlamda, haksız rekabet hükümleri, bu rakipler arasındaki ilişkiden doğmuştur. Fakat zamanla gelişmiştir. Haksız rekabetin korunması ve engellenmesi yoluyla hem dürüst rakip korunmuş, hem de müşteriyi korunmuş olur.


Soru: Haksız rekabet haksız fiilini kimler işleyebilir?

Cevap: Haksız rekabet TTK’da düzenlenmekte olduğu için sadece tacirlere özgü müdür? Sadece tacirlere özgü değildir. Tacirler arasında olabileceği gibi, esnaf arasında da ya da iş rekabeti ilişkisi olmayan müşteri ile işletmeci
arasında da olabilir.


Soru: Haksız rekabet nedeniyle açılacak davalarda kimler davacı olabilir?

Cevap: 1. Haksız rekabet nedeniyle zarar görmüş veya zarar tehlikesi içinde olan kişi (genellikle rakip),
2. Haksız rekabet nedeniyle zarar görmüş veya zarar tehlikesi içinde olan müşteri ve
3. Tüketici dernekleri, esnaf odaları, birlikler, ticaret ve sanayi odaları vb.


Soru: Haksız rekabetten söz edilebilmesi için kusur şart mıdır? Zarar şart mıdır?

Cevap: Kusur şart değildir. Bir kimse, kusursuz olarak da haksız rekabetin oluşmasına sebep olabilir ve kendisi aleyhine tespit, önleme ve düzeltme davaları açılabilir. Kusur, sadece haksız rekabet nedeniyle açılacak tazminat davaları
(maddi ve manevi tazminat davaları) için aranmaktadır. (TTK Madde 56/1-d) Zararın ise kendisi şart değildir. Ancak, en azından, zarar tehlikesinin olması gerekmektedir. Zarar, kusurda olduğu gibi, haksız rekabetin oluşması için değil, sonuçları için önemlidir. Gerçekleşmiş zarar miktarı, yine sadece tazminat için önem taşımaktadır.


Soru: Haksız rekabet hâlleri nelerdir?

Cevap: Haksız rekabet hâlleri sınırlı sayıda değildir. Ancak TTK Madde 54’te genel bir tanım yapılmaktadır ve bu hüküm, haksız rekabete ilişkin genel hüküm niteliğindedir. TTK Madde 55’te ise uygulamada sık karşılaşılan toplam 23 tane önemli haksız rekabet hâli örnek olarak sayılmaktadır. Bir başka deyişle, sayılan hâller sınırlı sayıda olmayıp en sık rastlanan hâllerden oluşmaktadır. Bu sayılan hâllerden birine girmeyen ama haksız rekabet olarak düşündüğünüz bir durum varsa ve bunun TTK Madde 54’teki genel tanıma girdiğini düşünüyorsanız, yine haksız rekabetten söz edilecektir.


Soru: Haksız rekabet fiilini işleyene karşı devlet h ya da bakanlık otomatik olarak harekete geçerler mi?

Cevap: Haksız rekabet, kamusal bir kurum değildir. Bir başka deyişle, haksız rekabet fiilini işleyene karşı devlet harekete geçmemekte ya da bakanlık otomatik olarak harekete geçmemektedir. Tamamen dava açmaya dayalı bir sistem vardır. Haksız rekabet, tipik bir özel hukuk haksız fiil türüdür. Kişilerin dava açması gerekmektedir.


Soru: Haksız rekabet hâlinde açılabilecek davalar nelerdir?

Cevap: Açılabilecek davalar şunlardır:
1. Tespit talebi/davası: Davalının davranışın haksız rekabet oluşturup oluşturmadığının tespiti amacıyla açılan davadır.
2. Haksız rekabetin men’i (önlenmesi/durdurulması) davası: Bu davanın açılması için haksız rekabet fiilinin devam ediyor olması veya haksız rekabet fiilinin tekrarlanacağı konusunda güçlü belirtiler bulunması gerekir.
3. Haksız rekabetin ortadan kaldırılması (ref’i/eski hâle iadesi) davası: Haksız rekabet sonucunda ortaya çıkan maddi durumun ortadan kaldırılması talep edilir.
a. Beyanların düzeltilmesi talebiyle: Haksız rekabet, kötüleme, yanlış veya yanıltıcı beyan ve eylemler ile yapılmış ise, bunların nasıl düzeltileceği, mahkeme hükmünde açıkça belirtilir.
b. Kaçınılmaz ise, araç ve malların imhası talebiyle: Örneğin; ticari sırlardan yararlanarak imal edilen makinenin imhasına karar verilebilir. Örneğin; iltibasa neden olan taklit marka, etiket, ambalajların sökülmesi, silinmesi, imalat ve ticaret sırlarını içeren belge ve formüllerin iadesi istenebilir. Müşteri isteyemez!
4. Tazminat davası:
- Mesleki birlikler isteyemez.
- Zarar + kusur şarttır.
- Talep türleri:
a. Maddi tazminat:
i. Davacının zararı veya
ii. Davalının elde etmesi muhtemel gelir
b. Manevi tazminat


Soru: Müşteri, haksız rekabetin kaldırılmasını isteyebilir mi?

Cevap: Müşteri, haksız rekabetin kaldırılmasını isteyebilir. Müşteri, sadece bu kapsamda istenebilecek olan araç ve malların imhasını isteyemez. Diğer iki davacı ise araç ve malların imhasını isteyebilir.


Soru: Haksız rekabet davalarında zamanaşımı nedir?

Cevap: Haksız rekabet, haksız fiil türüdür. Borçlar Kanunu’nda haksız fiil için öngörülen zamanaşımı süresi 2 ve 10 yıl olmasına rağmen, haksız rekabette daha kısa bir zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Davacının fiili ve faili öğrenmesinden itibaren 1 yıl, her durumda fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren 3 yıl içinde bu davaların açılması gerekmektedir.


Soru: Haksız rekabet davası kime açılır?

Cevap: Dava, faile yani haksız rekabet fiilini bizzat işleyen kimseye karşı açılır. Aynı zamanda faili yanında çalıştıran kişiye de dava açılabilir. Ayrıca, TTK Madde 58’de basın, yayın, iletişim ve bilişim kuruluşlarının sorumluluğu düzenlenmektedir.


Soru: Haksız rekabette hukukî sorumluluk yanında, cezai sorumluluktan da söz edilebilir mi?

Cevap: Hukukî sorumluluk yanında, bazı haksız rekabet fiilleri ayrıca birer suçtur. Bu suçların cezası da Türk Ceza Kanunu’nda değil, TTK’da düzenlenmiştir. Dolayısıyla, haksız rekabet, ceza sorumluluğuna da yol açmaktadır. TTK Madde 62’ye göre, bu durumlar 2 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılmaktadır. Ancak, hapis cezası 2 yıla kadar olunca ertelenme söz konusu olduğu için, uygulamada haksız rekabetten kimsenin hapis cezası aldığı görülmemektedir.


Soru: TTK Madde 62/1-a’da, hapis veya adli para cezasını gerektiren haksız rekabet fiilleri nelerdir?

Cevap: TTK Madde 62/1-a’da, hapis veya adli para cezasını gerektiren haksız rekabet fiilleri, şu başlıklar
altında gösterilmiştir:
1. TTK Madde 55’de yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler,
2. Kendi icap ve tekliflerinin rakiplerininkine tercih edilmesi için kişisel durumu, ürünleri, iş ürünleri, ticari faaliyeti ve işleri hakkında kasten yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler,
3. Çalışanları, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri, çalıştıranın veya müvekkillerinin üretim veya ticaret sırlarını ele geçirmelerini sağlamak için aldatanlar,4. Çalıştıranlar veya müvekkillerden, işçilerinin veya çalışanlarının ya da vekillerinin, işlerini gördükleri sırada cezayı gerektiren bir haksız rekabet fiilini işlediklerini öğrenip de bu fiili önlemeyenler veya gerçeğe aykırı beyanları düzeltmeyenler.


Soru: Haksız rekabet hukuku, fikri mülkiyet haklarını doğrudan korur mu?

Cevap: Haksız rekabet hukuku, fikri mülkiyet haklarını doğrudan korumaz. Haksız rekabet düzenlemeleri, rekabet hakkının kötüye kullanılmasına ve karışıklığa karşı dolaylı bir koruma sağlamaktadır.


Soru: Fikri mülkiyet hakları bakımından ne tür bir koruma ilkesi kabul edilmektedir?

Cevap: Fikri mülkiyet hakları bakımından kümülatif (çoklu) koruma ilkesi kabul edilmektedir. Bir başka deyişle, bir fikri çalışma, fikri mülkiyeti düzenleyen birden çok yasal düzenlemenin koruma şartlarını taşıyabilir. Örneğin, bir üründeki hem tasarım, hem buluş, hem marka aynı anda korumaya tabi olabilir. Bir fikri ürün birden çok yasal düzenlemenin koruma şartlarını aynı anda karşılıyorsa, hak sahibi, birden çok yasal düzenlemeye dayanabilir.


Soru: Fikri mülkiyet ve haksız rekabet mevzuatı arasında tür bir ilişki vardır?

Cevap: Fikri mülkiyet ve haksız rekabet mevzuatı arasında, özel hüküm - genel hüküm ilişkisi devreye girmektedir. Bu ilişkide ilk olarak özel hükümler uygulanmaktadır. Özel hükümler, konusunu tamamen kapsadığı ve daha kapsamlı ve üstün bir koruma sağladığı durumlarda genel hükümlere üstün gelir.


Soru: Bir ürünün ambalaj tasarımının haksız rekabet hükümleri kapsamında korunabilmesi mümkün müdür?

Cevap: Bir ürünün ambalaj tasarımı haksız rekabet hükümleri kapsamında korunabilmesi Yargıtay’a göre mümkündür. Buna Amerikan hukukunda “trade dress” denilmekte olup, Türk doktrininde ve mahkeme kararlarında ticari form veya ticari giysi veya ticari sunuluş şekli olarak adlandırılmaktadır.


Ünite 8

Soru: Fikrî mülkiyet hakları ne tür haklardandır?

Cevap: Fikrî mülkiyet hakları, tıpkı eşya üzerindeki mülkiyet hakkı ve kişilik hakkı gibi “mutlak hak” niteliğindedir. Mutlak haklar, hak sahibi tarafından herkese karşı ileri sürülebilen ve herkesin uymakla yükümlü oldukları haklardır Bazı mutlak haklar, sahibine yalnızca “menfi yetkiler” bahşeder. Örneğin “kişilik hakkı” bu şekildedir. Menfi yetkiler, üçüncü kişilerin belirli fiillerini önlemeye, yasaklamaya yönelik yetkilerdir. Bu yetkilere riayet edilmemesi, hakkın ihlali sonucunu doğurur ve hak sahibine belirli kanuni yollara başvurma imkânı verir. Fikrî mülkiyet hakları ise
tıpkı eşyalar üzerindeki mülkiyet hakkı gibi, hak sahibine oldukça geniş yetkiler sağlar. Fikrî mülkiyet hakkı sahibi, hakkın konusunu oluşturan fikrî ürün üzerinde yalnızca menfi yetkilere değil, aynı zamanda müspet (aktif) yetkilere sahiptir. Müspet yetki, korunan hakkı hukuki işlemlere konu edebilme, ondan ekonomik olarak yararlanabilme yetkilerini içerir.


Soru: Hukuki işlem nedir? Türleri nelerdir? Geçerlilik ve etkinlik koşulları fikri mülkiyet hukuku bakımından da aranır mı?

Cevap: Hukuki işlemler, kişilerin belirli bir hukuki sonuç elde etmeye yönelik irade açıklamalarıdır Tek taraflı (örneğin
vasiyetname, ihtar), iki taraflı (örneğin devir, lisans vb. sözleşmeler) ve çok taraflı (örn. kararlar) olmak üzere farklı türleri bulunan hukuki işlemler için aranan genel geçerlilik koşulları ile etkinlik koşulları fikrî mülkiyet haklarıyla ilgili hukuki işlemler bakımından da aranmaktadır.


Soru: FSEK’te düzenlenen güzel sanat eserleri ve diğer eserler üzerindeki mali haklar nelerdir?

Cevap: Mali haklar; eseri işleme, çoğaltma, yayma, temsil etme ve umuma iletme haklarıdır (FSEK m. 21 vd.). FSEK’te, mali hakların devir, ruhsat, cayma, vazgeçme, haciz ve rehin gibi işlemlere konu olabileceği; miras yoluyla intikal edebileceği düzenlenmiştir.


Soru: FSEK’de düzenlenmiş olan manevi hak örnekleri nelerdir?

Cevap: Eseri umuma arz etme hakkı, adın belirtilmesi hakkı, eserin değiştirilmesini yasaklama hakkı ve zilyet ile malike karşı haklar gibi manevi haklar (FSEK m. 14-17) ise eser sahibinin kişiliği ile yakından ilişkili olmaları sebebiyle hukuki işlemlere konu olmamaktadır.


Soru: FSEK m. 48’e göre eser sahipleri, kendilerine kanunen tanınan mali hakları devredebilirler mi?

Cevap: FSEK m. 48’e göre eser sahipleri, kendilerine kanunen tanınan mali hakları süre, yer ve içerik itibariyle sınırlı veya sınırsız, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredebilir. Bunun için taraflar arasında bir sözleşme yapılmalıdır. Ancak eser üzerindeki hakların devrini sağlayan sözleşme ile eserin cisimleştiği eşyanın devrini sağlayan sözleşmeyi birbiri ile karıştırmamak gerekir. Bir eserin mülkiyeti bir başkasına devredilmiş olsa bile mülkiyeti elde eden kişi, eser üzerindeki mali hakları mülkiyetle birlikte kazanmış sayılmaz.


Soru: FSEK m. 64’e göre; şayet eser birden fazla kişi tarafından ortaklaşa meydana getirilmişse, eserin tamamlanmasından ya da alenileşmesinden önce veya alenileştirilmesinden sonra vefat eden ortağın hissesi hakkında ne yapılır?

Cevap: FSEK m. 64’e göre; şayet eser birden fazla kişi tarafından ortaklaşa meydana getirilmişse, eserin tamamlanmasından ya da alenileşmesinden önce vefat eden ortağın hissesi diğer ortaklar arasında paylaştırılır. Diğer ortaklar, ölenin mirasçılarına uygun bir bedel ödemekle yükümlüdürler. Eğer mirasçılarla ödenecek miktar konusunda anlaşmazlık yaşanırsa miktar mahkeme tarafından tespit edilir. Eğer ortaklardan biri eserin alenileşmesinden sonra vefat ederse, diğer ortaklar eserin sahipliğini ölen ortağın mirasçılarıyla devam ettirme konusunda serbesttirler. Eğer devam etme kararı alırlarsa, kalan eser sahipleri, birlik adına hareket etmek üzere mirasçılar arasından bir temsilci belirlenmesini talep edebilirler. Eğer devam etme kararı alınmazsa, eserin sahipliği ile ilgili bir önceki kural (yani ölüm öncesinde ortaklık hissesinin taksimi ve mirasçılara bedel ödenmesi) uygulanır.


Soru: Mali hakların devredebilecekleri gibi bu hakların yalnızca kullanma yetkisini de diğer bir kimseye bırakabilmesi mümkün müdür? Mümkünse adı nedir? Uygulamada adı nedir?

Cevap: FSEK m. 48, eser sahibi veya mirasçılarının kendilerine kanunen tanınan mali hakları başkalarına devredebilecekleri gibi bu hakların yalnızca kullanma yetkisini de diğer bir kimseye bırakabileceklerini kabul etmiş ve söz konusu hukuki işlemi “ruhsat” olarak nitelendirmiştir. Ancak uygulamada ruhsat yerine “lisans” ifadesi de kullanır.


Soru: FSEK’e göre, basit ve tam ruhsat hakkında hangi hükümler uygulanır?

Cevap: FSEK, basit ve tam ruhsat hakkında hangi hükümlerin uygulanması gerektiğini de ortaya koymuştur. Buna göre basit ruhsatlar hakkında hasılat kirasına, tam ruhsatlar hakkında intifa hakkına dair hükümler uygulanır (FSEK m. 56/3). Bunun dışında devir işlemi ile ilgili yukarıda açıklanan kurallar, ruhsat işlemi için de geçerlidir.


Soru: Creative Commons (CC) olarak anılan, eser sahiplerinin eserlerini belirli şartlar altında kullanıma açmasını sağlayan lisans türleri nelerdir?

Cevap: • CC BY (Attribution), eserin herhangi bir amaç için kullanılmasına izin verir; ancak eser sahibine atıf yapılması gerekir.
• CC BY-SA (Attribution-ShareAlike), eserin herhangi bir amaçla kullanılmasına izin verir; ancak türev (değiştirilmiş) eserlerin aynı veya benzer bir lisans altında paylaşılması gerektiğini belirtir.
• CC BY-ND (Attribution-NoDerivs), eserin yalnızca değiştirilmeden kullanılmasına izin verir ve eserin kaynağına atıf yapılmasını şart koşar.
• CC BY-NC (Attribution-NonCommercial), eserin ticari olmayan amaçlar için kullanılmasına izin verir ve atıf yapılmasını gerektirir.
• CC BY-NC-SA (Attribution-NonCommercial-ShareAlike), eserin ticari olmamak kaydıyla değiştirilerek kullanılmasına izin verir; ancak değiştirilmiş (türev) eserler de aynı şartlar altında paylaşılmalıdır.
• CC BY-NC-ND (Attribution-NonCommercial-NoDerivs), en kısıtlayıcı lisans türüdür. Bu lisans eserin yalnızca ticari olmayan amaçlarla ve değiştirilmeden kullanılmasına izin verir ve eserin kaynağına atıf yapılmasını şart koşar.


Soru: FSEK’te düzenlenen mali hakların devrinden cayma hangi durumlarda mümkündür?

Cevap: FSEK’te düzenlenen mali hakların devri, bir eşyanın mülkiyetinin devrinden farklı olarak devralana kullanım yükümlülüğü getirmektedir. Sözleşmede belirlenen süre içerisinde veya herhangi bir süre belirlenmemişse somut olayın özelliklerine göre makul bir süre içerisinde bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, devredene, yapmış olduğu sözleşmeden cayma imkânı getirir. Bu husus, FSEK m. 58/1’de “Mali bir hak veya ruhsat iktisap eden kimse, kararlaştırılan süre içinde ve eğer bir süre tayin edilmemişse icabı hale göre münasip bir zaman içinde hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanmaz ve bu yüzden eser sahibinin menfaatleri esaslı surette ihlal edilirse eser sahibi sözleşmeden cayabilir.”


Soru: Cayma hakkının kullanımı hususunda şeklî şartlar nelerdir?

Cevap: Cayma hakkını kullanmak isteyen hak sahibi, sözleşmenin karşı tarafına noter aracılığıyla uygun bir mehil (süre) vermek ve bu süre içerisinde haklarının kullanması gerektiğini bildirmek durumundadır. Ancak hakkın kullanılması, hakkı devralan kişi için imkânsızsa ya da bu kişi tarafından reddedilirse veya bir mehil verilmesi hâlinde eser sahibinin menfaatleri ciddi ölçüde tehlikeye düşecek olursa, mehil verilmesine gerek olmaz (FSEK m. 58/2).


Soru: Eser sahibi veya mirasçıları, kendilerine kanunen tanınan mali haklardan, önceden geçerlilik kazanmış tasarruflarını ihlal etmemek şartıyla vazgeçebilirler mi? Cevabınız evetse nasıl vazgeçilebilir?

Cevap: FSEK m. 60’a göre eser sahibi veya mirasçıları, kendilerine kanunen tanınan mali haklardan, önceden geçerlilik kazanmış tasarruflarını ihlal etmemek şartıyla vazgeçebilmektedir. Bununla birlikte Kanun’da, vazgeçme iradesinin açıklığa kavuşturulabilmesi için bazı şeklî şartlar öngörülmüştür. Eser sahibi veya mirasçıları, kendilerine kanunen tanınan mali haklardan, önceden geçerlilik kazanmış tasarruflarını ihlal etmemek şartıyla, bir resmi senet düzenlenmesi ve bu hususun Resmi Gazete’de ilanı suretiyle vazgeçebilirler.


Soru: FSEK’e göre, eserlerin ve bu eserlerden doğan mali hakların rehin ve haciz işlemlerine tabi olabilecekleri ve olamayacakları durumlar nelerdir?

Cevap: FSEK, eserlerin ve bu eserlerden doğan mali hakların rehin ve haciz işlemlerine tabi olabilecekleri ve olamayacakları durumları özel olarak düzenlemiştir. FSEK m. 61’e göre, birtakım durumlar haciz ve rehin için uygun değildir. Her şeyden önce henüz kamuya açıklanmamış yani alenileşmemiş eserlerin taslak veya orijinalleri; bu eserlerin mülkiyeti eser sahibi veya mirasçılarına aitse, rehin veya haciz konusu yapılamaz. Ayrıca (sinema eserleri hariç olmak üzere) alenileşmemiş eserler üzerindeki mali haklar da haciz ve rehin işlemlerinden muaf tutulmuştur. Keza eser sahibinin mali haklarla ilişkili para dışındaki diğer alacakları da kanuni veya sözleşmeye dayalı rehin veya haciz işlemlerine kapalıdır.
FSEK m. 62 ise rehin ve haciz işlemlerinin mümkün olduğu durumları sıralar.
Buna göre;
• alenileşmiş eserlerin taslak veya orijinalleri,
• bu eserlerin yayımlanmış nüshaları ve
• eser sahibinin manevi çıkarlarına zarar vermemek kaydıyla alenileşmiş eserler üzerindeki mali haklar haciz ve rehin konusu olabilir. Ayrıca, eser sahibinin mali haklarla ilgili hukuki işlemlerden doğan para alacakları da rehin veya haciz kapsamına girer.


Soru: Mali haklarla ilgili sözleşmelerin ve tasarrufların geçerliliği bakımından aranan şekil şartı nedir?

Cevap: Mali haklarla ilgili sözleşmelerin ve tasarrufların geçerliliği, FSEK m. 52’de öngörülen şekil şartına uygun olarak yapılmalarına bağlıdır. Anılan hükme göre mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması gerekir. “Sözlü” yapılan sözleşmeler, hakkın devri sonucunu doğurmaz. Diğer bir şeklî şart, hukuki işleme konu olan hakların ayrı ayrı sözleşmede gösterilmesidir. Dolayısıyla FSEK m. 21 vd. hükümlerde düzenlenen işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim haklarının tümü devredilecek dahi olsa, “mali hakların tümünü devrediyorum” denmesi yeterli olmayacak; her bir hakkın ayrı ayrı belirtilmesi gerekecektir.


Soru: Kanun koyucu bu maddeleri “Tekeffül” başlığı altında neleri düzenlemiştir?

Cevap: FSEK’in 53 ve 54. maddeleri, mali hakların devri ve kullanım ruhsatlarının verilmesi süreçlerinde hem hak sahiplerini hem de alıcıları koruyan önlemler içerir. Kanun koyucu bu maddeleri “Tekeffül” başlığı altında düzenlemiştir. Tekeffül, “sorumluluk” anlamına gelir. FSEK m. 53’e göre, bir mali hakkın devri ya da kullanım ruhsatının verilmesi durumunda, devreden kişi, hakkın varlığını garanti etmiş sayılır. Eğer bu hak gerçekte mevcut değilse devreden kişi, alıcının uğradığı zararı karşılamakla yükümlüdür.


Soru: Manevi hakların sözleşmelere konu edilmesi mümkün müdür?

Cevap: Manevi hakların sözleşmelere konu edilmesi mümkün olmadığı gibi bu hakların miras yoluyla mirasçılara geçmesi, haczedilmesi veya üzerinde alacaklılar lehine rehin hakkı tesis edilmesi de mümkün değildir. Ancak eser sahibi, manevi hakkın kendisini devretmeden, bu hakkın kullanımı konusunda üçüncü kişilere izin verebilir.


Soru: Sınai Mülkiyet Kanunu’nda düzenlenen haklar ile ilgili hukuki işlemler nelerdir?

Cevap: Sınai Mülkiyet Kanunu m. 148’de, sınai hakların hukuki işlemlere konu olması ile ilgili hükümler yer almaktadır. Buna göre; coğrafi işaret ve geleneksel ürün adları dışındaki haklar miras yolu ile intikal edebilir, lisans konusu olabilir, rehin verilebilir, teminat olarak gösterilebilir, haczedilebilir veya diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Bu husus sadece tescilli haklar için değil, aynı zamanda başvuru aşamasındaki hakları için de geçerlidir.


Soru: 1. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda düzenlenen hakların ihlali hâlinde açılabilecek hukuk davaları nelerdir?

Cevap: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda düzenlenen hakların ihlali hâlinde açılabilecek hukuk davaları: Tespit davası, Tecavüzün men’i davası, Tecavüzün ref’i davası, Tazminat davasıdır.


Soru: Tespit davası nedir? FSEK’te düzenlenmiş midir?

Cevap: Tespit davası, bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın varlığının ya da yokluğunun mahkeme tarafından resmî olarak tespiti için açılan davadır. Davanın açılmasındaki temel amaç, belirsiz bir hukuki durumu netleştirmek ve ileride oluşabilecek uyuşmazlıkları önlemektir. Tespit davasının sonucu, gelecekteki hukuki işlemlere ve kararlara yön verir; taraflar arasındaki belirsizliği ortadan kaldırır. Bununla birlikte FSEK’te genel bir “tecavüzün tespiti” davası düzenlenmemiştir. Kanun’da yalnızca eser sahipliğinin tespitine yönelik bir talep hakkı öngörülmüştür (FSEK m. 15/3)


Soru: Tecavüzün men’i davası nedir?

Cevap: “Tecavüzün men’i” ifadesinde geçen “men” kelimesi, Türkçede “engelleme” veya “durdurma” anlamına gelir. Hukuki bir bağlamda kullanıldığında, “men”, genellikle bir haksız eylemin veya hukuka aykırı bir durumun sonlandırılması ve gelecekte tekrarlanmasının önlenmesi anlamını taşır. FSEK m. 69 uyarınca hak sahibi, gerçekleşmesi muhtemel bir tecavüzün önlenmesini veya başlamış tecavüzünün devam etmesini veya tekrar etmesini yasaklamak amacıyla tecavüzün men’i talebini dava yoluyla ileri sürebilir.


Soru: Tecavüzün ref’i davası nedir? Bu dava ile ne amaçlanır?

Cevap: Hakları tecavüze uğrayan eser sahibinin tecavüz edene karşı açabileceği bir diğer dava ise tecavüzün ref’i (tecavüzün kaldırılması) davasıdır (FSEK m. 66). Bu davayla, meydana gelen ihlalin etkilerinin giderilmesi amaçlanır.


Soru: Tazminat davası nedir? FSEK m. 70’e göre maddi ve manevi zarar nedir?

Cevap: Tazminat, hakkına tecavüz edilen kişinin bu ihlal nedeniyle zarara uğraması hâlinde açılabilecek bir davadır. Ayrıca bu davanın açılabilmesi için hakkı ihlal edilen kişinin kusurlu olması ve ihlal fiili ile uğranılan zarar arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Tazminat davası kapsamında hem uğranılan maddi zarar hem de manevi zarar talep edilebilir. FSEK m. 70’e göre maddi zarar, mali hakların ihlali hâlinde uğranılan zarardır. Manevi hakları ihlal edilen kişinin uğradığı zarar ise manevi zarara karşılık gelmektedir.